02:11 Kadim Metinler

Zalim Bir Kâhyanın Hikayesi

Bir kâhya vardı. Öyle yedi belâ idi ki, onun korkusundan erkek arslan, dişi arslan olurdu. Derken, bu herif kuyuya düştü. İnsanlar hakkında kötülük düşünen daima kötülük görür. Bu kâhya da oraya düşünce; aciz ve ıstırap içinde kaldı. Kuyu içinde gece sabaha kadar uyumuyor, can kurtaran yok mu diye haykırıyordu, inim inim inliyordu. Kuyunun yanından geçmekte olan birisi onun başına bir taş attı, kafasını yardı ve hem de şöyle dedi: “Nasılsın? Şimdiye kadar sen bir kimsenin imdadına koştun mu ki, şimdi imdatçı arıyorsun. Daima insaniyetsizlik tohumunu ektin; işte şimdi de meyvesini topluyorsun. Senin yaralı canına kim merhem koyacak? Sen dertli gönülleri hiç düşünmüyor muydun? Sen daima bizim yolumuza kuyu kazıyordun. Şimdi, kazdığın kuyuya kendin düştün. İnsanlar için kuyuyu iki maksatla kazdırırlar: İyi huylu insan susamışlara su temin etmek için, kötü adam da halkı o kuyuya yuvarlamak için.”

Kötülük ediyorsan, iyilik umma. Ilgın ağacı yemiş vermez. Sonbaharda arpa eken, hasat vaktinde buğday alamaz. Zakkum ağacını can ile beslesen ondan meyve yiyeceğini ümit etme. Ağu ağacı hurma vermez. Bu ağacı ektin mi, onun meyvesini bekle.

Sadi, Bostan, MEB Yayınları (Alıntıdır.)

Close