Cihan Karakurt’a edebiyatın soru cevap bağlamında öğretici yönünü sorduk. Karakurt bize daha farklı bir bakış açısı sundu.
Edebiyat bize cevaplar mı verir, yoksa daha iyi sorular sormayı mı öğretir?
İkisi de değil.
Cevap ve soru dediğimiz şeyler göründükleri kadar zıt değil aslında. İkisi de aynı soydan gelir ve ikisi de zihnin bir şeyi bilme, kavrama, hükme bağlama çabasıdır. Cevap da soru da nihayetinde malumat ister. Edebiyatın kendine mahsus yeri bu malumat dünyasının dışındadır.
Tasavvuf kâl değil, hâl işidir sözünü burada kullanalım ve edebiyat hem kâl hem de hâl işidir diyelim. Kâl söylenen sözdür, aktarılan bilgidir, hâl ise insanın içinden geçtiği, başkasına anlatmakla tükenmeyen durum. Edebiyat kâli tafsilat ile, hâli de tezyinat ile metinde birleştirir. Bize hiçbir tanım vermez, bahsedilen hâli keskin surette yaşatır. Bu sebeple ki iyi bir eser okuduktan sonra bilgiden ziyade muhtelif izler ve yaşanmışlıklar taşırız. Sanat, taşın taşlığını yeniden duyurandır, diyor Şklovsky. Yani edebiyat dünyayı bize ilk defa görüyormuşuz gibi gösterir. Bir şeyi ilk defa görmek ise ne cevaptır ne de soru.
Fakat ikisinden birini seçmek gerekirse, “daha iyi soru sormayı öğretir” tarafı bence daha doğru. Neden doğru olduğu mühim burada. Zira kitaplarda okuduğumuz, elimize tutuşturulan cevaplar ölü şeylerdir. Peşin hüküm veren kitap bir vaaza, kıssadan hisseye döner. İçinde bir soruyu canlı bırakan kitapsa yıllarca okurla birlikte yürür, genişler, büyür ve asıl soruyu sormaya götürür. Sanat cevap vermez, soru sordurur lafı bu açıdan genelgeçerdir. Lakin büsbütün teslim olmayalım buna. Çünkü bu cümle biraz da çağımızın kanaatten, kesin bir şey söylemekten korktuğunu ifade ediyor. Hâlbuki dünyanın kabul görmüş eserlerinin cevap verdiği de vakidir. Bu tür kitapların marifeti, bir kanaate sahip olmasına rağmen dünyayı ona indirgememesinde, okura yine de nefes alacak, soru soracak bir boşluk bırakmasında.
Evet, edebiyat yeri geldiğinde cevap verir ama soruyu bir kenara iterek avcumuza daha iyi bir soru koyar, yahut sormayı hiç akıl edemediklerimizi bize işaret eder. Yani onun cevap verme biçimi, bizim sorumuzu düzeltmektir diyebilirim.
