12:18 Sorduk Söyledi

Erhan Çamurcu’ya Sorduk Söyledi

Bir yazarın kendi eserini açıklaması sizce gerekli midir, yoksa metin kendi başına konuşmalı mıdır?

Bu soruyu, edebi metnin ne olduğu ya da ne olması gerektiğiyle ilişkilendirerek cevaplamak istiyorum müsaadenizle. Edebi metni anlamlı kılan özelliği fayda mıdır yoksa estetik midir? Bir öykünün ya da şiirin okunma sebebi nedir, insan ne diye günlerce bir romanın sayfaları arasında kaybolur? Satırlar, dizeler; kafiyeler, redifler bize ne vadeder? Bu soruların net bir cevabını veremeyiz çünkü esasen bu soruların hiçbiriyle ilgilenmez yazar ya da şair. Daktilonun, bilgisayarın ya da defterin başına oturan yazar, öncelikle kendisiyle ilgili bir bilinmezi anlamlandırmakla ilgilenir. Her yazar önce kendinin kendine sorduğu  soruları kendi kendine cevaplamaya çalışır. Yazmak, dertleşmektir ve yazar önce kendisiyle dertleşir. Bu dertleşme kimi zaman hesaplaşma kimi zaman hayıflanma kimi zamansa yakınma şeklindedir.

Bir sandalyenin kendini anlatma derdi olmalı mıdır, bir koltuk bize ne işe yaradığını söylemek zorunda mıdır, bisiklet ya da kaykayın kullanma kılavuzu sürekli üzerinde mi bulunmalıdır? Bir sinema filminin başında yönetmenin filmin çekilme amacını anlatması ya da tiyatro oyununun başında oyunculardan birinin birazdan izleyeceğimiz oyunun hangi sorulara cevap vereceğini, hangi sorunlara çözüm getireceğini açıklaması gerekir mi?  Bu sorular ne kadar anlamlı ya da anlamsızsa edebi metnin kendini anlatması gerekir mi sorusu da o kadar anlamlı ya da anlamsızdır. Edebi metin birçok soru ve sorun üzerine oluşturulmasına rağmen bu soru ya da sorunlara çözüm üretme iddiası taşımaz. Edebi metin soru sormak ya da cevap bulmaktan ziyade gerçeği kimi zaman olduğu gibi kimi zamansa dönüştürerek insanların gözüne sokmayı amaçlar.

Edebi metnin yazar tarafından açıklanması da metnin kendi kendine konuşması da gerekmez. Yazar metni oluşturur ve bırakır. Sonrası okurla metin arasındaki ilişkidir. Bu noktadan itibaren yazarın her müdahalesi metnin estetik ve kurgusal değerini düşürür. Edebi metinlerde esas olan çok anlamlılıktır ve yazarın yapacağı her izahat ya da metnin içine yerleştirdiği her açıklayıcı ifade bu çok anlamlılığı zedeler. Bir orman yürüyüşünde patikanın belli noktalarına konan açıklayıcı tabelalar ilk başta yürüyüşe katılanların işini kolaylaştırdığı için birçoklarının hoşuna gitse de esas doğa tutkunları bu durumun yürüyüşün heyecanını söndüren bir etken olduğunu bilir. Karşı tepenin ardında ne olduğunu bilmek karşı tepenin ardına yürüme hevesini öldürür. Okur, ne amaçla yazıldığını, hangi sorunun cevabını ne şekilde verdiğini bildiği bir metni okumak istemez. Edebi metin okuru şaşırttığı oranda başarılıdır.

“Suç ve Ceza” romanının kendini anlatmak gibi bir derdi olabilir mi, “Su Kasidesi” şiirinin neden yazıldığının bir önemi var mı? Edebi metni başarılı ve kalıcı yapan en önemli unsur yaşanan gerçekliğin içinde nedensiz bir şekilde ve yadırganmayacak bir biçimde var olabilen bir kurmacaya sahip olmasıdır. Raskolnikov diye bir karakterin hiç var olmadığını bildiğimiz halde onunla birlikte hırsızlığın ve adam öldürmenin vicdan yükünü sürgün hayatında hafifletmekten kendimizi alamayız. Dostoyevski’nin bunu sağlamak için özel bir gayreti olmamıştır. O sadece gerçek olamayacak kadar kusursuz bir hikâye anlatmıştır. Fuzuli, Su Kasidesi’nin başına şiirin yazılma gayesini yazmış olsaydı bugün daha çok mu sevilerek okunurdu?

  Aşkı tarif eden en güzel ifade şudur: “Kavuşamazsın, aşk olur.” Benzer bir tarifi şiir için ya da daha genel bir ifadeyle edebi metin için de yapabiliriz: “Anlatamazsın, şiir olur.” Bir şey açıklanabilir nitelikteyse oradan şiir çıkmaz. “Seni unutamıyorum.” cümlesinin açıklanabilir bir tarafı vardır ama “Adını mıh gibi aklımda tutuyorum.” dediğinizde açıklanacak bir şey kalmaz ortada. Sabahattin Ali’nin “Ayran” öyküsünü okuyan bir okur herhangi bir izahat ister mi ki?

Ezcümle, bir edebi metin ne yazarı tarafından ne de bizzat kendisi tarafından herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymaz. Duyarsa ya da izah edilirse edebi değerini yitirir.

Close