Bazı insanların hayatına baktığımızda geride bıraktıkları eserlerden önce, o eserleri meydana getiren iradeyi görürüz. Ali Fuad Başgil de böyle bir isimdir. Onu yalnızca bir hukuk profesörü, anayasa hukukçusu ya da siyaset adamı olarak anlatmak eksik kalır. Çünkü Başgil’in hayatında bütün bu kimlikleri birbirine bağlayan daha derin bir çizgi vardır: Kendini yetiştirme, hakikatin peşinden gitme ve sahip olduğu bilgiyi başkalarına aktarma gayreti.
1893’te Samsun’un Çarşamba ilçesinde dünyaya gelen Ali Fuad Başgil, eğitim hayatına memleketinde başladı. Fakat gençliği, rahat ve kesintisiz bir öğrenim sürecine izin vermedi. Birinci Dünya Savaşı başladığında eğitimini yarıda bırakarak yedek subay olarak Kafkas Cephesi’ne gitti. Dört yıl süren askerlik hizmetinin ardından İstanbul’a döndü. Yarım kalan tahsilini tamamlamak için 1920’li yıllarda Fransa’ya gitti. Paris’te lise eğitimini tamamladı; ardından Grenoble Hukuk Fakültesi’nde hukuk, Paris Siyasal Bilimler Okulu’nda siyaset bilimi ve Edebiyat Fakültesi’nde felsefe okudu. Paris Hukuk Fakültesi’nde doktorasını yaptı. Lahey Devletler Hukuku Akademisi’nin çalışmalarına da katıldı.
Bu eğitim hayatı, Başgil’in dünyaya bakışının da temelini oluşturdu. Batı düşüncesini yakından tanıdı; hukuk, devlet, hürriyet ve insan hakları meseleleri üzerine düşündü. Fakat bütün bunları Türkiye’nin meselelerinden kopuk bir entelektüel uğraşa dönüştürmedi. 1929’da yurda döndüğünde bilgisini memleketinin ihtiyaçları doğrultusunda kullanmaya başladı.
Ankara Hukuk Fakültesinde Roma hukuku dersleri verdi. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görev yaptı ve 1938-1942 yılları arasında fakültenin dekanlığını yürüttü. 1939’da ordinaryüs profesör oldu. Türkiye’de iş hukuku derslerinin ilk kez okutulmaya başlanmasında da rol aldı. Fakat Başgil’i yalnızca üniversite kürsüsünde aramak, onun asıl hikâyesini kaçırmak olur. Çünkü onun için ilim, kürsünün sınırları içinde kalan bir uzmanlık alanı değildi. İlim, insanın karakterini ve toplumun yönünü değiştirebilecek bir sorumluluktu.
Belki de bu yüzden gençlere ayrı bir yer açtı.
1949’da yayımlanan Gençlerle Başbaşa, Başgil’in gençlere bıraktığı en bilinen eserlerden biri oldu. Kitapta yalnızca başarıya ulaşmanın yollarını anlatmadı; çalışmanın, iradenin, disiplinin ve karakter sahibi olmanın önemini kendi hayat tecrübelerinden hareketle ele aldı. Gençlere hazır bir hayat reçetesi sunmaktan çok, kendi hayatlarını kurarken hangi zaaflarla mücadele etmeleri gerektiğini göstermeye çalıştı.
Başgil’in hayatındaki asıl sınav ise 27 Mayıs 1960 sonrasında geldi. Millî Birlik Komitesi tarafından 147 öğretim üyesiyle birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. Daha sonra bu öğretim üyelerinin üniversiteye dönmelerinin önü açıldı. Başgil ise dönmedi. Bunu bir haysiyet meselesi olarak gördü ve 1961’de emekliye ayrıldı.
Sonrasında siyasete girdi. Samsun’dan senatör seçildi ve cumhurbaşkanlığına aday oldu. Ancak yoğun baskılar karşısında adaylıktan çekildi; senatörlükten de istifa etti. Ardından Cenevre’ye gitti ve üniversitede Türk tarihi ve dili alanında görev yaptı. 1965’te yeniden milletvekili seçilerek Meclis’e döndü ve Anayasa Komisyonu başkanlığı yaptı.
Başgil’in hayatında dikkat çekici olan, bütün bu makamların gelip geçiciliğidir. Profesörlük, dekanlık, senatörlük, milletvekilliği… Hepsi geride kaldı. Fakat onun asıl mirası, makamların ötesinde kaldı: ilmin haysiyetini koruma çabası ve gençlere bıraktığı düşünce mirası.
17 Nisan 1967’de hayatını kaybetti. Ardında çok sayıda hukuk ve düşünce eseri, fakat daha önemlisi, çalışmanın ve kendini yetiştirmenin insan hayatındaki yerini hatırlatan bir örnek bıraktı.
Fuad Başgil’i bugün yeniden okumak, yalnızca bir hukukçunun hayatına bakmak anlamına gelmiyor. Onun hayatında, zor şartlara rağmen öğrenmeye devam eden bir genci; ilmi hayatının merkezine yerleştiren bir hocayı; inandığı düşünceleri uğruna makamlarını kaybetmeyi göze alan bir aydını ve gençlere tecrübesini aktarmayı görev bilen bir insanı birlikte görüyoruz.
Bazı insanlar, öldükten sonra da konuşmaya devam eder. Kitaplarıyla, öğrencileriyle, fikirleriyle… Ali Fuad Başgil de onlardan biridir.
