17:40 Burası Bir Kitap

İsmail Güleç-Şiir, Şair ve Peygamber’e Dair

Burası bir kitap ve bu kitap İsmail Güleç’in Şiir, Şair ve Peygamber’e Dair kitabı.

Bir kitabı elimize aldığımızda çoğu zaman onun ne anlattığını sorarız. Oysa bazı kitaplar, anlattıkları kadar sorduklarıyla da önem kazanır. İsmail Güleç’in Şiir, Şair ve Peygamber’e Dair kitabı, tam da böyle bir yerde duruyor. Şiirin ve şairin İslam’ın doğuşuyla birlikte nasıl bir anlam kazandığını düşünürken, bizi yalnızca edebiyat tarihinin içine değil, sözün insan üzerindeki tesirine de götürüyor.

Şiirin Arap toplumundaki yeri, İslam’ın ortaya çıktığı dönemi anlamak bakımından başlı başına önemli bir mesele. Cahiliye toplumunda şair, yalnızca güzel söz söyleyen biri değildi. Sözüyle bir topluluğu yüceltebilir, bir başka topluluğu yerden yere vurabilir, bir kabileyi savunabilir, düşmanını küçültebilirdi. Şiir, hafızanın, itibarın ve mücadelenin güçlü araçlarından biriydi. Bu yüzden İslam geldiğinde karşısında yalnızca belirli bir inanç sistemi bulmadı; aynı zamanda köklü bir söz ve şiir geleneğiyle de karşılaştı.

Güleç’in kitabını kıymetli kılan noktalardan biri, bu karşılaşmayı basit bir “şiir kabul edildi mi, edilmedi mi?” sorusuna indirgememesi. Asıl mesele, sözün ne söylediği ve neye hizmet ettiği üzerinde düğümleniyor.

İslam’ın ilk yıllarında şiire yönelik mesafenin, daha sonra Müslümanların müşriklerle yürüttüğü mücadelede şiirin bir savunma ve karşılık verme aracına dönüşmesinin ve İslam’ın yayılmasıyla birlikte şiirin yeni bir ahlaki çerçeve içerisinde değerlendirilmesinin izini sürüyor Güleç. Böylece şiirin kendisinden çok, şiirin taşıdığı niyet ve anlam öne çıkıyor.

Bu noktada Hz. Peygamber’in şairlerle kurduğu ilişki de kitabın merkezindeki meselelerden birine dönüşüyor. Hassan b. Sâbit gibi şairlerin İslam’ın müdafaasında şiiri bir söz ve mücadele imkânına çevirmeleri, şiirin bütünüyle reddedilen bir alan olmadığını gösteriyor. Burada belirleyici olan, şairin söylediği sözün hakikatle, ahlakla ve insanla kurduğu ilişki.

Belki de kitabın bugüne uzanan en dikkat çekici tarafı burada başlıyor. Çünkü Güleç’in ele aldığı mesele yalnızca geçmişte kalmış bir şiir tartışması değil. Bugün de şairin sözü üzerine düşünmek zorundayız: Şair neyin şahididir? Sözü hangi sorumluluğu taşır? Güzel söylemek tek başına yeterli midir? Bir söz, insanı yükseltebildiği gibi onu yanıltabilir de. Öyleyse şiirin gücü kadar, o gücün hangi istikamette kullanıldığı da önemlidir.

Şiir, Şair ve Peygamber’e Dair, şiiri yalnızca estetik bir mesele olarak ele almıyor. Şiirin tarihini, şairin konumunu ve sözün sorumluluğunu aynı zeminde düşündürüyor. Bu yönüyle kitap, edebiyatla ilgilenen okuru olduğu kadar, sözün insan ve toplum üzerindeki etkisini merak eden herkesi de ilgilendiriyor.

Çünkü şiir, bazen yalnızca bir şiir değildir. Bir çağın hafızası, bir toplumun sesi, bir inancın savunusu veya insanın hakikat arayışının dili olabilir. İsmail Güleç’in kitabı da bize tam olarak bunu hatırlatıyor: Sözün kıymeti, yalnızca nasıl söylendiğinde değil, neyi söylediğinde ve insanı nereye çağırdığında saklıdır.

Close