Anadolu’da Rasulullah (as) söz konusu olduğunda öncelikle sevgi ve muhabbet bağı üzerinden kurulan bir bağ ön plana çıkar. Bunda menkıbe, kıssa, megaziler (cenknameler) ve mevlid-i şerif’in çok büyük rolü vardır. O’na dair ayet ve hadisler üzerinden de sahabenin onunla kurduğu ilişki yine sevgi ve gönül bağı üzerinedir. “Anam babam sana feda olsun Ya Rasulullah!” lafzı dillerinden düşmez.
Sevgi bağı üzerinden kurulan bağ, çok büyük bir bağdır. Çok şiddetli sarsıntılarda dahi hasar görse de azalmaz, yok olmaz, o bağ tohum misali sürekli yeşermektedir.
Osmanlı sonrası yeni devleti kurucu zihnin dini yaşayış biçimini ötekileştirmesi sonucu bir çıkış yolu arayışı seksenli doksanlı yıllara kadar devam etti. Pakistan, İran ve Mısır Türkiye’de yaşanılan ötekileştirmeye benzer bir şekilde bu coğrafyalar da aynı problemler ile karşı karşıya kaldılar. Bu dönemde bu coğrafyalar üzerinden gelen dini kaynaklar, metinler ve söylemler Türkiye’de yaşanılan ötekileştirmeye benzerlik nedeniyle, “coğrafya farkı ve Anadoluluk” parametreleri dikkate alınmadan benimsendi.
Gerek yeni bir din refleksi gerek ideolojik kutuplaşmaların yaşanması nedeniyle ‘çatışmacı ve eylemsel akılla oluşan bir din dili terminolojisi ve fıkhı’ dikkate alınmayan parametreler nedeniyle tam anlamıyla kök bulmadı. Bu zaman diliminden beri oluşan ‘stratejik, planlı hareket etmek, aklın ve pratiğin ön plana çıkarılması’ düşüncesiyle eylemliliği ‘anlamak’ üzerinden kurucu bir zihin inşası çalışması sürmeye devam etmektedir. Fakat burada ıskalanan şey sevgi bağıyla birlikte değil, salt olarak akıl bağı üzerinden bir ‘anlamak’ eylemi ve inşasıdır.
Bu sevgi mayası mevlid-i şerifler üzerinden Anadolu’nun en ücra köylerinde yeşerdi. Bu bağ üzerinden dini yaşayış kökleşti. Nurettin Topçu bu bağa dayanarak Anadolu İslamı’nı düşünce felsefesinin temel dinamiklerinden kabul ederek bunu metinlerinde, konuşmalarında sürekli dile getirdi. Ruh cephesinin maden işçilerini bu felsefe üzerinden yetiştirdi. Bizler ruh cephesini sadece akıl ve anlamak üzerinden kuramayız. Muhakkak surette ruh cephesinin harcı ‘sevgi bağı ve anmak’ üzerine inşa edilir, temellendirilir. ‘Akıl ve anlamak’ onun üzerine inşa edilen katları tanımlayabilir.
Anmak ve anlamak eylemlerini birbirini nakzedici olarak kullanmak bizi bir yanılgıya sevk eder. Anmak ve anılmak, anlamanın temelidir. Anlamak ve eylemek, hatırda tutmak ile olur. Hatırda tutmak onu anmak ile onu zikretmekle olur. Mevlitler ve salavatlar O’nu anmanın ve hatırda tutmanın mihengidir. O mihenk ile eylemlerimizi yeniden anlamlandırabiliriz.
