14:20 Kadim Metinler

“Fânî Olanı Bâkî Eyle”: Eşrefoğlu Rûmî’den Cömertlik Üzerine

Eşrefoğlu Rûmî, Müzekkin Nüfus’ta cömertliği yalnızca sahip olduklarını paylaşmak olarak ele almaz; insanın elindeki nimetin hakiki değerini, onu ihtiyaç sahipleriyle bölüşmekte arar. Hasan-ı Basrî’den nakledilen bir kıssa üzerinden, kendileri aç kaldıkları hâlde sofralarındaki son lokmayı misafirlerine ikram eden Ensar’ın fedakârlığını anlatır. Ardından malın ve evladın dünyada kalacağını, insanın ardından kendisine eşlik edecek asıl servetin hayır için verdikleri olduğunu hatırlatır. Rûmî’nin sözleri, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan sade bir hakikati yeniden düşündürür: İnsanın elinde tuttuğu değil, gönülden verdiği kendisiyle kalır.

Hasan Basri hazretleri buyurur ki:

Ashaptan bir zat oruç tutardı. Akşam olunca, evinde yiyecek hiçbir şeyi bulunmadığından, orucunu su ile bozardı. Ertesi gün, yine oruç tutardı. Böylece, üç gün hiçbir şey yememiş ve açlıktan zayıf düşmüştü. Ensar’dan bir zat, onun bu haline vâkıf oldu ve kendisini evine yemeğe çağırdı. Ensar’dan olan o zatın evinde oğlancıkları vardı. Karısına:

– Evde bir konuk doyuracak bir şey var mı? diye sordu.

Kadın:

– Ancak bir konuğa yeter, dedi.

Ensar:

– Öyle ise, onu konuğumuza yedirelim ve biz sabredelim, dedi.

Kadın, analık duygusu ile:

– Oğlancıkları ne edelim? diye sordu.

Ensar:

– Onları akşam olmadan uyutalım, sonra da yemeği konuğun önüne getirelim, bir bahane ile mumu söndürelim, biz de birlikte sofraya oturalım ama elimiz gitsin gelsin bir şey yemeyelim, konuk bizi de yer sansın, yemeğin hepsini konuk yesin, dedi.

Akşam oldu, yemeği konuğun önüne getirdiler, mumu düzeltir gibi yaparak söndürdüler. Sofraya oturdular ve ev sahipleri güya yermiş gibi gidip geldiler ama ağızlarına bir lokma almadılar. Yemeğin hepsini konuk yedi ve kendileri çocukları ile birlikte aç yattılar.

Neyse, sabah oldu. Ensar, sabah namazını kılmak üzere mescide geldi ve fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle karşılaştı. Efendimiz, kendisine:

Allahu Teâlâ, sizin işlediğiniz işten razı oldu. (Beğendi), buyurduktan sonra, şu âyeti kerimeyi okudu:

“Kendilerinin muhtaç oldukları şeyi dahi, onlara cömertlikle ikram ederler.” Haşr sûresi: 9

İşte, ashabı kiramın hali ve dirliği buydu. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, dokuz günde bir yediği meşhur ve o yediği de arpa ekmeği idi. Onu da doyuncaya kadar yemezlerdi. Yalın ayak yürürler ve eyersiz merkebe binerler eski aba giyerlerdi ki, bunlar malûm ve muhakkaktır. Demek ki, onların fakirliği irade edip ellerinde bir şey olunca, fakirlere vermek âdetleri idi.

Ey kardeş:

Sen de kıyamet günü onlarla birlikte olmak istersen, cömert ol ve cömertliği âdet edin. Fakirlikten korkma, elinde olanı fakirlerden esirgeme. Evlât, zevce ve mal çokluğu, kıyamette sana fayda etmez ve seni azaptan kurtarmaz. Nitekim, Hak Teâlâ kelâm-ı kadiminde buyurur:

“O gün ne mal ne evlât fayda verir. Meğer ki, Allahu Teâlâ’ya (küfür ve mâ’siyyetten) salim bir kalple gelmiş olsan.”  Şuarâ sûresi: 88 – 89

– Eğer, malını karına bırakacak olursan, senden sonra başka bir kocaya varır. Kızına bırakırsan, o da bir kocaya gider ve ona yedirir. Oğluna bırakırsan, abes yerlerde çürütür, sen vebalde kalırsın. Eğer, mal kadınınsa ve kocasına kalırsa, koca bir başka kadın alır, onunla yer içer ve hiçbir faydası olmaz. Demek ki, kişinin ardından kalan mal, hayırlı mal değildir. Birçok defalar tekrar edildiği gibi, elinle fakirlere verdiğin mal, hayırlı maldır. Nitekim, Hak Teâlâ buyurur:

“Sizin indinizde olanlar fânidir, tükenir. Fakat, Allahu Teâlâ indindeki (Rahmet hazineleri) daim ve hâkidir.” Nahl sûresi: 96

Yani, sizin sadakalarınız ve hayırlarınız hep katımızdadır. Benim katımda olan, âhirette sizin mâlınızdır. Fakat fâni olan bu dünya evinde sizin elinizde bulunan, sonunda fena bulup gitse gerektir.

Aziz:

Sana söyleyecek bir haberim var. Bir kişi, bir fakire sadaka verse ve o sadaka Allâh katında kabul görse, o sadaka varıp veren o kişiye dua eder ve der ki: (Ben, fâni idim, sen beni bâki eyledin. Allahu Teâlâ da seni cennette baki eylesin.) Sadakanın bu duasını işiten melekler de (Âmin) derler. Hak Teâlâ hazretleri de buyurur ki:

– Ey benim meleklerim! Sizler tanık olunuz ki, o kulumun sadakasını kabul eyledim ve onun sahibini bağışladım.

Eğer, Allah için verilmeyerek, sadakalar ambarlarda yitirilse veya koyunlara verilse yahut kölelere, cariyelere, bağlara ve bahçelere bağışlanarak onlara bakıp övünürse, o mal durduğu yerden sahibine der ki:

– Sen, beni hapsettin, Allahu Teâlâ da seni cehennemde hapis eylesin. Sen, beni fakirlerden esirgedin, Allahu Teâlâ da senden rahmetini esirgesin.

Eşrefoğlu Rumi, Müzekkin Nüfus

Close