Bazı şiirler bir duyguyu anlatmaz; onun içinde dolaşmanın imkânını kurar. Bu metin de yağmuru meteorolojik bir olay olmaktan çıkarıp hafızanın, bedenin ve aşkın dolaştığı bir alana dönüştürüyor. Islanmak, kopmak, akmak ve tahmin etmek arasında gidip gelen dizeler, dış dünyadaki yağmurla insanın içindeki yağışı aynı gökyüzünde buluşturuyor. Okur, her imgenin yeni bir kıvrıma açıldığı bu şiirde kesin anlamlar değil, çoğalan çağrışımlar ve kişisel bir iklimle karşılaşıyor.
Osman Özbahçe’ye…
yağmurun sırrından koparmak için
bir efor sarfettim
selam boyu kabarttım durdum dövmelerin canını
her kıvrım bir akıntıyı getirdi derinlik arayışıyla
aşkın aynasını sırtımdan kopardım
nadir bir akışa bıraktım kendimi
neminden karıştığım dünya eforsuz bir ıslanmaydı
ben bir yerimde terimden sıçrayanları tutamadım
erimeyen bir kopuştu geçişten geçişe tüneller
size sağnakla bakıyordum
merhameti olmayanın işi yoktur dairesi vardır
meteoroloji neye yarar
kamaşmanın evrensel anlamı dışında
kamaşır durumlar
merhamete diş geçirebilir mi meteoroloji
aşkın deliği de gülücüklerden sayılır
her halde bir tahminin vesayetidir
kamuya mal olmuştur yağmur
aşk ve yağmur kişisel tahminlerdir
