Antalya’nın Akseki ilçesinde doğdu. Asıl adı Osman Zeki’dir. Akseki müftülerinden Salim Yüksel’in oğlu, eski Diyanet İşleri başkanlarından Ahmet Hamdi Akseki’nin yeğenidir. İlkokulu Akseki’de, ortaokulu Antalya’da okudu. Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirince Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne kaydoldu (1940). Son sınıfta iken 3 Mayıs 1944’te meydana gelen öğrenci olaylarına karıştığı gerekçesiyle tutuklanarak sıkıyönetim uygulanan İstanbul’a gönderildi ve hapse konuldu. Burada kendisine yapılan baskı ve işkence onun bundan sonraki hayatında ve milliyetçiliğe tutunmasında önemli rol oynadı. Tahkikat neticesinde suçsuz olduğu anlaşıldı ve üç buçuk ay sonra beraat kararı verildi. Bunun üzerine yarıda kalan öğrenimini tamamladı, fakat Maarif Vekâleti kendisine diplomasını vermedi. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın Ankara Belediyesi Tahakkuk Şubesi’nde görev yapması teklifini kabul ettiyse de bir yıla yakın bir süre çalıştıktan sonra buradan ayrıldı.
1947 yılında “Allah, Vatan, Millet Yolunda” sloganıyla Serdengeçti adlı dergiyi çıkardı. Dergi 1947–1962 yılları arasında 33 sayı yayımlandı. Her sayısında dönemin rejim politikalarına, inanç hürriyetini kısıtlayan uygulamalara ve kültürel yozlaşmaya karşı yazılar kaleme aldı. Dergi defalarca toplatıldı ve Serdengeçti hakkında birçok dava açıldı. 1952’de ayrıca Bağrıyanık adlı bir mizah gazetesi yayımladı.
Serdengeçti, 1965 yılında Adalet Partisi’nden Antalya milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yaptı. Meclis çalışmaları sırasında parti içi fikir ayrılıkları sebebiyle bir süre sonra partiden ayrıldı.
Serdengeçti felsefe okumayı çok arzulamış, Batılı filozofları üniversite yıllarında tanımış, varlık, yokluk, insan ve kâinatla ilgili soruları kendisine bu dönemde sormuştur. Ancak felsefeyi ve Batılı filozofları tanıdıktan sonra ne Rousseau’nun vicdan ve hürriyetinin ne Spinoza’nın panteizminin ne Nietzsche’nin ihtiraslarının ne de Bergson’un hayat dolu felsefesinin kendini Mevlânâ ve Yûnus Emre kadar tatmin edebildiğini söylemiştir.
Başlıca eserleri arasında Mabetsiz Şehir, Bu Millet Neden Ağlar, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler, Mevlâna ve Mehmet Âkif, Akdeniz Hilalindir ve Bir Devrin Romanı bulunmaktadır.
Hayatı boyunca birçok defa yargılandı, kısa süreli hapis cezaları aldı. Mütevazı bir yaşam sürdü ve kazançlarını çoğunlukla öğrencilere yardım amacıyla kullandı.
Osman Yüksel Serdengeçti, uzun süren Parkinson hastalığı nedeniyle 10 Kasım 1983’te Ankara’da vefat etti. Cenazesi Cebeci Asrî Mezarlığı’na defnedildi.
En meşhur şiirlerinden biri de Ayasofya şiiridir:
Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!…
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?
Hani minarelerinden göklere yükselen,
Ta maveradan gelen ezanlar?…
Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar?…
Ayasofya ses vermiyor,
Ayasofya bir hoş,
Ayasofya bomboş!…
Hani nerede?
Şu muhteşem minberde,
Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,
Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?…
Ayasofya! Ayasofya!…Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!…
Hani nerede?
Gönüllerden kubbelere,
Kubbelerden gönüllere
Gürül gürül akan Kur’an sesleri?…
Kur’an sesleri dindirilmiş,
Müslümanlar sindirilmiş!…
Allah-Muhammed-Hülafa-i raşidinin
İsimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!…
Fethin, Fatih’in mabedinden kitab-ı mübini,
Bu ulu dini kaldıran kim?
Dinimize, imanımıza saldıran kim?
Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,
Kimin elidir?!…
Söyle Ayasofya, söyle.
Seni puthane yapan hangi delidir?!…
Elleri kurusun, dilleri kurusun!
Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!…
Ayasofya,
Ey muhteşem mabet;
Gel etme,
Bizi terketme!…
Bizler, Fatih’in torunları, yakında putları devirip,
Yine seni camiye çevireceğiz…
Dindaşlarımızla,
Kanlı göz yaşlarımızla,
Abdest alarak secdelere kapanacağız,
Tekbir ve tehlil sadalarıboş kubbelerini yeniden dolduracak
İkinci bir fetih olacak,
Ezanlar bu fethin ilanını,
Ozanlar destanını yazacaklar…
Putperest Roma’ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek! Şerefelerin yine Allah’ın ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed’in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!…
Bu olacak Ayasofya,
Bu muhakkak olacak…
İkinci bir fetih, yine bir ba’sü ba’delmevt…
Bugünler belki yarın, belki yarından da yakındır,
Ayasofya, belki yarından da yakın!…
