Kemalettin Tuğcu 1902 yılında ayakları içe dönük olarak sakat doğdu. Babası kendisinden 16 ay büyük olan ağabeyi Nurettin’e ders verirken o da okuma yazmayı öğrendi. Sakatlığı yüzünden okula devam edemedi. Bir süre Galatasaray Lisesi’ne devam etse de ailesinin her şeyini kaybedip yoksul hale düşmesi yüzünden bunu da sürdüremedi. Yirmi yaşındayken ayağındaki sakatlık için ameliyat olduysa da sonucu olumlu olmadı. Bu olumsuz durum da onu yalnızlığa itti.
Bir söyleşide şunları söyledi:
“Yirmi altı yaşıma kadar münzevi bir hayat yaşadım. Ne mektebe gittim ne de gençlik hayatı yaşadım. Yalnızlığın bana verdiği can sıkıntısıyla yazmaya başladım. On üç yaşımdan beri yalnız yazı yazdım, beni bu yazılar avuttu, yazdıklarımla yaşadım.”
Eserlerinde “çocuğu” temel özne olarak ele alması yönüyle, çağdaşları arasında ayrı bir yeri vardır. Kemalettin Tuğcu’nun aile kökleri Safranbolu’ya kadar uzanır. Dedesinin dedesi olan Mustafa; II. Mahmut’un son yıllarında Safranbolu’da Yeniçeri Ağası olarak görev yapmıştır. Kemalettin Tuğcu’nun hayatında dedesi Faik Bey’in de ayrı bir yeri vardır. Hatta eserlerinde sunduğu sevecen, yufka yürekli dede karakterlerinde Faik Bey’den ilham aldığı söylenmektedir.
Bedensel engelinin sorumlusu olarak babasını gören yazarın, babasıyla ilişkisi bu nedenle bilindiği kadarıyla çok iyi değildir. Bebekken fiziksel rahatsızlığının tedavisi için gidilen çıkrıkçı, Kemalettin Tuğcu’nun ayaklarını tahtaya sararak tedavi etmeye çalışır ve ailesini de sargıları kesinlikle çıkarmamaları hususunda tembihler; ancak oğlunun ağlamalarına dayanamayan baba Galip Bey, birkaç kez bu sargıları çıkarır. Böylece düzenli tedavi olamayan Tuğcu’da fiziksel engel, kalıcı hâle gelir. Yazarın yeğeni Nemika Tuğcu, Kemalettin Tuğcu’nun bu olaya ilişkin düşüncelerini şu şekilde yazar: “İşte babamın acıma duygusu yüzünden ben sakat kaldım ve ömrüm boyunca sakatlığın bütün ıstırabını çektim. Bu sakatlık yüzünden gençlik hayatımı yaşayamadım ve okula da gidemedim. Çünkü her iki ayağımda yaralar açılır, aylarca yürüyemezdim, ancak evin içinde dizlerimin üzerinde dolaşabiliyordum. Artık, babam merhametten mi, yoksa benim ağlamama sinirlendiği için mi bilmem, sargılarımı açmış. Ben o yüzden sakat kaldım” (Tuğcu 2004: 48). Babası ile bu yaşananlardan ötürü arasına duvar ören Kemalettin Tuğcu, kalıcı engelinin sorumlusu olarak Galip Bey’i görür. Babasının aksine dedesi ile arası çok iyi olan yazarın Faik Bey’e, Faik Bey’in de Kemalettin Tuğcu’ya çok bağlı olduğu bilinmektedir. Kemalettin Tuğcu, altı yasındayken II. Meşrutiyet ilan edilir. Kendisi -çok küçük olsa da- Meşrutiyet’e, dağılma sürecine ve sonrasında Cumhuriyet’in ilanına tanıklık eder. Çok sevdiği dedesinin, vefatından sonra zor günler geçirir. Yeğeni Nemika Tuğcu, Sırça Köşkün Masalcısı adlı eserinde, dedeleri Faik Bey’in kendilerine çok yardım ettiğini, eğitimlerine önem verdiğini, kendisinin vefatı sonrasında maddi açıdan sıkıntılı günler geçirdiklerini ifade etmektedir.
Kemalettin Tuğcu, edebiyat alanındaki ilk ürünlerini çok küçük denebilecek yaşta verir. İlk romanını on üç yaşında iken yazan Tuğcu’nun bu eserinin basılmadan kaybolduğu bilinmektedir. 1937 yılından sonra yavaş yavaş edebiyat dünyasında yer edinmeye başlayan yazar, ilk kitaplarından olan Kocanızı Nasıl Muhafaza Edersiniz? (1937)adlı eseri ile büyük ses getirir.Çeşitli çeviri kitapları olan Kemalettin Tuğcu, Yavrutürk, 1001 Roman, Hayat Mecmuası, Ev-İş, Resimli Roman, Çocuk Haftası gibi dergilerde idarecilik yapar, yazılar yazar. Eserlerinden bazıları bu dergilerde tefrika hâlinde yayımlanır. Uzun yıllar Türkiye Yayınevi’nde çalışır, eserlerinin pek çoğu bu yayınevinden çıkar. 300’ün üzerinde yazdığı romanla Türk edebiyatının en üretken yazarlarından biri olan Kemalettin Tuğcu 18 Ekim 1996 tarihinde hayata veda eder. Tuğcu, Çengelköy Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.
Bazı Eserleri:
Babamın Günahı
Tanrı Misafiri
Üvey Anne
Güllü Bahçe
El Kapısı
Kimsesiz
Toprak Ana
Doktor Anne
Çıkmaz Sokak
Kartalın Yuvası
Ana Kucağı
Ceylanlı Bahçe
Şehir Çocuğu
