10:37 Sorduk Söyledi

Ahsen Dalca Korkutan’a Sorduk Söyledi

Sizce edebiyat insanı değiştirebilir mi; yoksa yalnızca zaten içinde bulunan hakikati görünür mü kılar?

Aslında bu iki durum birbirine zıt görünse de bence sürecin parçaları. Bazen ilk olarak kendini keşfeder insan. Sonrasındaysa değişime gebe olur. Bazense kendini bulmadan evvel değişim sürecine girer ve kendinden parçalara rastlayarak keşif yolculuğuna başlar.

Edebiyat insana önce şöyle sokulur,  “Bunu sadece sen hissetmiyorsun.” Sonra vicdana zoom yapar, önyargıları yıkmaya niyetlenir,  başarır da. Ve dünyaya bakış yönü değişmeye başlar. Finaldeyse sentez devreye girer. Yani hakikat derinleşir artık. Vardığın yeri, memleket kabul etmeye başlarsın. İşte alın size hem kendini keşif hem de yeniden inşa.

Bir de  edebiyat, sıfırdan bir şey inşa etmez. İçimizdeki hakikat taş değildir nihayetinde. Keşfedilmeyi bekleyen donmuş bir kütledir, yaşadıkça, okudukça ve sarsıldıkça biçim değiştiren canlı bir organizmadır. Keramet onu görünür kılmakta. Düşünün. Bir eser okurken bir cümlenin altını hırsla çiziyorsak, o yazar bize yeni bir şey öğretmemiştir. Bizim zaten hissettiğiniz ama kelimelere dökemediğiniz bir “hakikati” görünür kılmıştır.

Yıllar evvel kelimelerle oynamaya ve kendime bir hâl belirlemeye niyetlenirken “görünmez kelimeler” etiketiyle yola çıkmıştım. Henüz adını koyamadığım hisleri kelimelere dökmeye çalışıyordum ve içimde uyuyan bulutların kıpırdamaya başladığına şahit oluyordum. Birbirleriyle çakışıyorlar. Gürlüyorlar. Ve şakır şakır yağmur yağmaya başlıyor birden. Müthiş bir şey. Ben içimdeki bulutların bulut olduğunu fark ettim ve sonra olanlar oldu. 

Raskolnikov’un çırpınışlarını hatırlayın. Kendi karanlık yanlarımızı ve insani zaaflarımızı görmez miyiz?  Dönüşüm’ü okuduktan sonra çevremizdeki sevgi ve sorumluluk kavramlarına bir daha asla eskisi gibi bakamayız. Kitap bittiğinde kendimizi kapana kısılmış hissederiz. Bu his tam olarak edebiyatın bizi değiştirmeye başladığı andır. Çünkü artık etrafınızdaki fedakarlıkların, aile ilişkilerinin, mesleki hayatın ardındaki çıkar hakikatini ortaya çıkarmıştır. Gregor için aile kavramı, uğruna gece gündüz kendini feda etmesi gereken kutsal bir yapıydı. Fakat bir anda tam tersi hâline geliverdi. Değişen dış dünya değildi. Gregor’un içindeki kavramlardı.

Edebiyat, üstü örtülü duyguların hepsini faş ediyor. Bu apaçıklık bir müddet sarsıyor insanı. Kendimize geldiğimizde ya kabullenip devam ederiz ya da kendimize yeni örtüler buluruz.  İnsanın düşünce kalıpları yıkılır edebiyatta. Nörolojik olarak da duygusal olarak da esneklik kazanmasını sağlar. Sonrasındaysa artık tamamen aynı insan olamayız. Sarsıcı bir eser okuduğunuzdaki etkiyi hatırlayın. Artık eski siz olamazsınız.

Close