Şiirin en büyük gücü, ölümü anlatırken hayattan vazgeçmemesidir. Birkaç dizeyle insanın varoluşuna, hafızasına ve yokluk duygusuna dokunan bu şiir, yaşamanın aslında ne kadar sıradan ama bir o kadar da kıymetli bir alışkanlık olduğunu hatırlatıyor. Günlük hayatın küçük ayrıntıları; bir türkü, bir gök parçası, bir dal demeti ya da kuş tüyü, ölümün mutlak sessizliği karşısında bambaşka bir anlam kazanıyor. Şair, yaşam ile yokluk arasındaki ince çizgiyi sarsıcı bir sadelikle kurarken, okuru da kendi hatıraları ve fanilik duygusuyla baş başa bırakıyor. Bugün, Türk şiirinin unutulmaz dizeleri arasında yer alan bu şiiri yeniden hatırlıyoruz.
Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak…
Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.
