16:29 Çeviri

Annemarie Schimmel’den “Şairin Coğrafyası”nda Dicle ve Fırat

Şairlere ilham veren sadece şehirler değildi. Yeri geldikçe Buhara’nın cûy-e Mûliyân’ından ve Lahor’un Ravi’sinden bahsettik. Gelin şimdi de İslam dünyasının merkezi beldelerinin sularına dönelim: Dicle ve Fırat’a. Bağdat’ın nehriyle ilgili yazılmış en güzel şiirlerden biri Kadı Tenuhi’nindir. (ö. 994):

Nasıl unuturum Dicle’yi:
Ay aheste aheste battı, karanlık çöktü.
Sanki lacivert bir halı yaydılar,
üstü altın nakışlı…

İki asırdan birazcık daha uzun zaman sonra da İbn Arabi şu güzel mısraı yazdı:

Ve keenne Diclete silkuhâ fî cîdihâ
(Dicle sanki Bağdat’ın boynunda inci bir kolye)

Fakat genelde nehirleri gözyaşıyla özdeşleştirmişlerdir. Irak ve Arap dünyası daha Abbası hükmündeyken bile Hâkânî Tuhfetu’l Irakeyn’inde yakınır:

Tevhid Kâbe’sine giden yolda
gözlerimden biri Dicle
diğeri de Fırat.

Batı İran’dan Mekke’ye giderken şair bu iki nehri de aşmak zorundaydı. Ama 1258’den sonra şairler kendi ızdıraplarından pek bahsetmez, şöyle sorarlar:

Halifenin kanı için ağlayan Bağdat toprağının gözyaşları:
Bağdat’ta akan nehir başka ya ne olacak?

Yine de 14. Yüzyılın başında Hacu-yı Kirmani gözlerinden anlaşılan perişanlığından şikâyetçi olur:

Bir gözüm Dicle gibi, su akıtıyor,
diğeriyse köpüklü bir kan bahr-i ummanı.

Annemarie Schimmel, Şairin Coğrafyası, Ketebe Yayınları, çev. Kadir Daniş (Alıntıdır.)

Close