Kadir Daniş’e “Ne okusak?” diye sorduk. Daniş bize Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanını okumamızı tavsiye etti ve yazarın eseriyle ülkesini nasıl var edebildiğini vurguladı.
Gabriel Garcia Marquez, büyülü gerçeklikte zirvedir; en olağanüstü olaylar onun eserlerinde hayatın gündelik akışında gerçekleşen, okurun tereddütsüz inandığı olaylar haline gelir. Özellikle Yüzyıllık Yalnızlık ve Kırmızı Pazartesi eserlerinde ilk cümleden son cümleye kadar dil ile mucize gerçekleştirir, kurgu üzerinden yaptığı oyunlarla romanda deha örneği sergiler.
Marquez okurken insan zamanın tek bir katmandan ibaret olmadığını görür, zaman düz bir çizgide ilerlemez, zaman içinde zaman vardır ve bu durum karakterlerin daha derin anlatılmasını, okur tarafından daha zengin bir biçimde tanınmasını sağlar.
Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık’ta bir romancı olarak Latin Amerika’yı anlatır, hatta var eder. Latin Amerika’nın iç savaşlarını olduğu kadar kültürünü, sömürgecilik tarihini olduğu kadar batıl inançlarını, halkın değerlerini, aşklarını, ölüme ve hayata bakışını karakterleri vasıtasıyla gösterir. Ancak bunu bir tarihçi veya siyasetçi olarak yapmaz, gücünü de buradan alır, gerçeği kurmacanın elbisesine bürüyerek anlatır o. Marquez dünya edebiyatına damga vurmuş ve ilelebet eserleriyle yaşayacak bir yazar, dolayısıyla o olduğu sürece Latin Amerika da var olacaktır.
Edebiyatın bu gücünü anlamak için okunabilir sadece, bir yazar bir eserle ülkesini kalıcı kılabilir, onu var edebilir, Marquez en iyi örneğidir.
Unutkanlık salgını gibi metaforlarıyla insanı olabilecek en “gerçek” şekilde resmetmesi, hiçbir zaman unutulmayacak karakterler var etmesiyle Marquez edebiyat şöleni yaşamak için en doğru adres.
