15:32 Çeviri

Harold Bloom’dan Bir Alıntı

Zira her şair (ne kadar “bilinçsizce” de olsa) ölümün zorunluluğu bilincine karşı diğer insanlardan daha güçlü bir isyanla başlar işe. Genç şair ya da antikçağda Atina’da verilen adla ephebe, daha en baştan doğa-karşıtı ya da antietik (karşıt) insandır ve şairliği de başladığı andan itibaren tıpkı kendisinden önce selefinin yaptığı gibi olanaksız bir ereğin peşine düşer. Bu arayışın zorunlu bir parçasının şiirin zayıflaması olduğu bence muhakkak fark edilir ve gerçek edebiyat tarihi bu farkındalığı sürdürmek zorundadır. Aydınlanma dönemindeki şairler İngiliz Rönesans’ının büyük şairleriyle aynı ayarda değildir. Benzer şekilde Aydınlanma sonrası geleneğin tamamı, yani romantizm de modernist ve postmodernist mirasçılarında daha da büyük bir düşüş gösterir. Şiirin ölümü herhangi bir okurumn kara kara düşünmesine hızlanmayacaktır, ama kanımca bize geleneğimizde şiirin öldüğü zaman, aslında kendi kendini öldürmüş olacağını, geçmişteki gücünün kurbanı olacağını söylemek de yanlış olmaz. Bu kitap boyunca alttan alta hissedilen bir üzüntü konusu şudur: romantizm, tüm başarılarına karşın, engin bir vizyonu olan tragedya olabilirdi; Prometheus’un olmasa da, kendi esin perisinin Sfenks olduğunu bilmeyen kör Oidipus’un kendi kendini çelmeleyen girişimi olabilirdi.

Harold Bloom, Etkilenme Endişesi, çev. Ferit Burak Aydar, Metis Yayınları, 3. Basım (Alıntıdır.)

Close