Her millet, dünyayı kendi diliyle kurar; acısını, sevincini, duasını ve hayalini diliyle taşır. Türkçe ise yüzyıllar boyunca yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir medeniyetin hafızası olmuştur. Orhun Yazıtları’ndan Yunus Emre’ye, Fuzûlî’den Yahya Kemal’e uzanan bu büyük dil mirası, bugün hâlâ aynı canlılıkla yaşamaya devam ediyor.
13 Mayıs Türk Dil Bayramı, Türkçenin devlet dili olarak kabul edilişinin yıl dönümü vesilesiyle kutlanıyor. Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277 yılında yayımladığı fermanla, “Şimden gerü divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden gayrı dil kullanılmaya” denilerek Türkçenin kamusal hayattaki yeri vurgulanmıştı. Bu tarihî adım, yalnızca siyasî bir karar değil; aynı zamanda kültürel bir istiklal iradesiydi.
Bugün Türk Dil Bayramı, dilimizin zenginliğini hatırlamak, onu korumak ve gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde aktarmak için önemli bir fırsat sunuyor. Çünkü bir dilin kaybettiği her kelime, biraz da hafızasını yitirmesi demektir.
Türkçenin inceliğini, şiirini, sesini ve derinliğini yaşatmak; yalnızca edebiyatçıların değil, bu dili konuşan herkesin ortak sorumluluğudur. Türk Dil Bayramı vesilesiyle, kelimelerimizin kıymetini yeniden hatırlıyor; Türkçenin geçmişten geleceğe uzanan yolculuğunu saygıyla selamlıyoruz.
