Modern insanın inşa ettiği kurumlar, zamanla kendi hakikatini örten birer kabuğa dönüşür. Akademinin dili, dinin temsili, şehrin beton hafızası… Hepsi, görünürde düzen kurarken içeride bir çürümenin izlerini taşır. Bu şiir, tam da o örtünün altına eğilerek konuşuyor. İroniyle sertleşen, öfkeyle keskinleşen bir dille; entelektüel gösterişi, kutsalın bürokratikleşmesini ve taşraya sıkışmış bir zihnin yankılarını aynı sahnede buluşturuyor. Okuru rahatsız etmekten çekinmeyen bu metin, bir cesedin etrafında dolaşırken aslında diri olanın ne kadar ölü, ölü olanın ne kadar diri olabileceğini sorguluyor.
çimenler üzerindeki şu ceset
boğularak öldürülmüş beyler
göbeği bir konuşma balonunu andıran
saygıdeğer profesörlerin
bir sempozyum için londra’ya uçarken
taktığı kravatla muhtemelen
o cesidi size ben gösteriyorum
camiyi bahçeden ayıran tel örgüler
tanrı bir lord kılığında
içeri süzülebilse güvenlikten
ya da bir kasaba vaizi
diyanetten onaylı
yardım makbuzları elinde
onu muteber bir ansiklopediye defnedecekler
yaşlı iki yardımcı doçentle birlikte
ve sadece
yağmurdan sonra okunabilen harfler
sadece
kazıyacak birkaç kelime
taşradan yeni gelmiş öğrencilerin
düşünen adam heykeli gibi
tünedikleri, betondan dökülmüş banka
bir mezar taşını andırır ne de olsa
yeryüzüne fırlattığım şairler
delilik cevheriyle
şaşkınlar
sözüm size
uzamış dilleri dans edenleri
yakası ilikli gömleğinde
metafiziğe süikast düzenleyenleri merdivenlerde
çarmıha çakmak için toplaşanları bir de
er meydanına babasız ineni
kafası dipnot asteriski
büyüklüğündeki bilgeleri
tutup sürükleyin
şaşkınlar sözüm size
kravatlarından asın
çaput bağlanmış bir türbe gibi
boğaz köprüsüne
imza topladık
yakında af var diyor günahkârlar
cerrahların unuttuğu bir neşter gibi aklımızda allah
sur borusu
dekanlık binasından üflenecek biiznillah
benimse
akıttığı kanla hızlanan bir hayatım oldu
altı bıçakla çizilmiş satırlar tevazu
yaşıyor oluşumu tek verdiğim nefes hayra yordu
bilenlerin şakağında bir soru
kursaklarad bir heves
ölü bulundu.
