15:03 Sorduk Söyledi

Betül Aksakal’a Sorduk Söyledi

Sorduk Söyledi bölümümüzde bu hafta yazar Betül Aksakal’ı ağırladık. Kendisine, bir metnin zamana nasıl direndiğini sorduk; o da edebiyatın tanıklıkla kurduğu derin bağı işaret etti.

Bir metnin zamana direnmesi sizce nasıl mümkün olur?

Betül AKSAKAL: Edebiyat, yüzyıllardır insanın hikâyesini anlatır. Gönül kuşu öter, gün doğar, hikâye her devinimle yeniden başlar. İnsanoğlu daim oldukça yazın da sürecektir. Bu türlü metinlerde bize ait olan işaret taşlarını üzerinde barındıran, yarayı da sağaltımı da bilen doğal metinlerdir. Bu türlü metinler hakikatte bizden, ruhumuzdan, yaşamımızdan gerçek parçalar taşır ve böylece iz bırakır, zamana direnir.

Kültigin yazıtında ölen kardeşine ağıt yakan insanla bugünkü insan arasında çekirdekte bir fark yoktur, bu yüzden ses bugüne dek ulaşmıştır. Ölüm aynı ölüm, yas aynı yastır. Zihniyetler değişir fakat insan olmanın kandili hep aynı ateşle yanar. Vecd, korku, inanç, ümit, saadetle…

Dile, bir hafıza biçimi olarak bakmak ve onun üzerinden yalnızca öznel olarak bize ait olanı değil, temelde varlığa ait olanı taşımak metni zamansız yapacaktır. Kendimizden yola çıkarak aynayı yüzyıllar öncemize ve sonramıza tutmak. Bunu da ‘her dem yeniden doğarak’ özgün üsluplarla üretmek. Meselelerimiz aynı olsa da yeni bir şey söylememiz gerekir. Bu doğuş, bir nevi zamana şahitliktir de. İyi aktarılabildiğinde kolektif olana kalıcı bir armağan sunar.

Metnin burada kurduğu şey, bir iddiadan ziyade bir tanıklık hâlidir. Tanıklık, zamanı aşmak için kendini büyütmez; olduğu gibi kalır. Bu yüzden zamana direnen metinler, çoğu zaman eksiltme cesareti de gösterebilen metinlerdir. Kusuru, boşluğu, doğal hali ile insanı ve ona ait olanı; şüpheli derecede kusursuz olanı değil, tabî olanı anlatan metinler bizimle kalacaktır. Mağaradan sızan ışık gibi.

Close