08:00 Burası Bir Şiir

Salim Nacar-Davut el-Kayseri’yle Konuşmalarım

Salim Nacar’ın şiiri, ilk bakışta dağınık ve taşkın bir dilin içinde ilerliyor gibi görünse de, aslında modern dünyanın zihinsel ve ruhsal parçalanmışlığını oldukça bilinçli bir biçimde kurar. Bahar gibi klasik bir imgeyi bile huzur ve dirilişle değil; ironi, öfke, inanç, siyaset ve bireysel kırılmaların iç içe geçtiği bir alan olarak ele alır. Bu yüzden şiirde bahar, yalnızca mevsim değil; insanın kendisiyle, toplumla ve hakikatle kurduğu çelişkili ilişkinin bir sahnesine dönüşür.

Aşağıda okuyacağınız şiir, dilin sınırlarını zorlayan, yer yer sertleşen ama aynı zamanda metafizik bir arayışı da içinde taşıyan bir şiir. Salim Nacar, bu şiirde hem geleneğin izlerini çağırıyor hem de o geleneği bugünün kırık aynasında yeniden sorguluyor. Okuru alışıldık anlam düzeninin dışına çıkaran bu şiir, dikkatli bir okuma kadar cesaret de talep ediyor.

Tüh ağzına tüküreyim, yine bahar geldi

bir tür reaktör olarak karşıladım baharı diye geldi

kapitalizme ve bilinen bütün türlerine insan sövmenin

aşk acısına ve baş ağrısına karşı bahar bulutlardan geldi.

tabiatı meydana getiren takım adalarının geçmişinde

bu baharın hep mıknatıs sezonlarına denk geldiği düşüncesi var

çekim kuvvetlerine uygulanan yankesiciler gibi bir baharın

öyle sevimli ki onu ulumaktan alıp dile sokasınız gelir diye bit bahane

bütün gramer derneklerinin harekete geçtiği nasreddin fikrinin galibi

o yüzden başmüderris tahkikâtı aksatınca altına aldığı tabureden

hırsla kalkan

öğrencisini avluya çıkarıp bir güzel temmuzlamıştır, eminim

otuz akçe tutarında o bahanenin kurduğu salıncağı

maaşından külçelterek tıkadığı şampanya tıpasının taarruzuyla

bütün osmanlıya yaymıştır

sünniliğin genişleyerek evrene bahar getireceği müjdesini, ne güzel.

Koluma gireyim, el-kayseri, yine bahar geldi

bahar geldi düşüncesinden önce de

bak yine bir bahar geldi düşüncesi, somut hatıralarla geldi

eylülü başlatan içülkelerle geldi.

önceki yaşantımda şia kuyruklarına gazel atlatan bir uzay alisiyim

şimdi şifa medreselerine gün aşırı serum boruları döşemekle meşgul

                                                                               bir dini münevver

bursa’da canavar kılığında gezdiğim günlerin çamurunu

henüz sıvamadım eteğimden

koluma gireyim

bahçede her türlü fiziğin çiçek açtığı katılımcı gözdelerinde

                                                                           turist ayazları

bütün ülke minyatürü üstünde flaş patlatan

bir çift cinsel ayak ağrısı çekiyor bugün bahar

kolundaki yaradan bütün para birimlerinin öğretildiği

borsalar sabahını inleyen adem ağzı

taceddin oğlum!

daima tezekkürle bağlan Allah’a.

çıktığın kolumdan bir kol hacmi bahar

kol düşüncesinden önce de vardı çıktığın kolumda bu hacmi cebrail

kadar yer gök bahar.

ya Allah! bütün kolluk kuvvetleriyle geldi bahar

geldi ya artık içimde bu bütün bir kuş ırkını temsil eden

müsvedde bahar

bir tür şirk olarak karşıladım baharı diye geldi bahar

kalbe ve onun bilinen bütün tekkelerine insan sevmenin

gök mavisine, yer yeşiline dolu bahar

zaviyeden sızan nurdan geldi bahar.

kahvenin dili tımtırak mızraklarla dolu atıyor savaş pasını üstünden

bunun bir geçmişi var, bir odası, bir geleneği, tutmamış bir bileti

karnını yardığında el-kayseri!

daha sindirilmemiş bütün mutfak kazaları

en az bir parçası komşudan geri dönmediği için

                    değerini kaybetmiş porselenlerden

yayılan kadın şiddetini bastıracak

bir emlak çeşidi bulunmuyor artık dünyada

kötü yetiştirilmiş kızların tirilliğini gölgeleyecek

bir çeşit savaş başlığı da yok

kalbin kararmış ciltlerinden sızarak

ayak uçlarından gölgelerine dikilmiş adamların

hayvanlarını dürtüleyecek her teneşir kıblesi de tüfenklenmiş

ne yazık

bunu da yaz tacettin

bak ne diyor iznik canavarı, iki kızını gezdirdiği köpekle

-iznikdeğilefendimbursaolacak-

kadınlardan ve çocuklardan kurtarılacak olanı

bir de hızırla deneyelim diye bu kızıldeniz açıyor mucizesinden

                                                                                                  bahçede.

ben orda boğulayım diye mi geldi bahar!

koluna mı gireyim, el-kayseri, yine geldi bahar

bir bahar düşüncesinden

                                                                          benden, çocuklardan

kadınlardan daha gerçek bir bahar düşüncesinin kalbine geldi bahar

somut hatıralarla geldi

eylülün karnını yararak geldi.

aşk acısına en çok bulutlar dalaşırken perişanlığın

canımın içine indirildi müfredattan kaldırılan karaduygusu baharın

bana aşk acısından bir nice eşitsizliği dindirip de geldi.

Close