Molla Câmî, insanın en eski yanılgılarından birine işaret eder: Kendine bakmak yerine, gördüğünü suçlamak. Hakikat çoğu zaman dışarıda değil, yüzümüze tutulmuş bir aynada saklıdır; fakat o aynaya cesaretle bakabilmek herkesin harcı değildir. İşte aşağıdaki metin, insanın kendi kusuruyla yüzleşmekten kaçarken nasıl yanıldığını, sade ama sarsıcı bir hikâye üzerinden anlatıyor.
Kara bir bulutu andıran, canavar soylu bir siyahi,
Rengi yakılmamış bir kömür, çehresi yanmış bir ağaç közüydü.
Bir gün yolda giderken tozlu bir ayna buldu, aynayı eteğiyle temizleyip sildi.
Aynayı yüzüne yaklaştırıp bakınca duyduğu gibi bir suret gördü.
Gördüğü sureti beğenmeyince de hıncını aynadan çıkardı.
Aynanın temiz yüzüne tükürerek onu yere atıp kırdı.
Öfkeyle, “Seni şimdiye kadar tanıyan olmadığı için yere atılıp kırılmamışsın” dedi.
Başkalarının gözünde bu denli kıymetsiz oluşuna, sırf bu çirkinliğin sebeptir.
Eğer benim gibi temiz yaratılışlı olsaydın yerin çamur olur muydu hiç?
Velhasıl siyahi adam, yüzüne hiç bakmamış olduğundan kendini ayıplayacağına aynayı ayıpladı.
Ayna ışıl ışıl ve paktı, sadece ona kendi yüzünü göstermişti.
Yüzü böylesine katran ve siyah ama yüce aynada bulur günah!
Câmî! Ayna gibi olan bu gök kubbede, sulh ve cenkte görülenler ya yararına ya zararınadır.
Onda gördüğün her şey, yaptıklarının sana yansımasıdır.
Molla Câmî, Sufilere Armağan, Sufi Kitap
