16:30 Liste

8 Sait Faik Abasıyanık Kitabından 8 Alıntı

Sait Faik Abasıyanık’ın öyküleri insana hayatın çok içinden görüntüler sunmasıyla meşhurdur. Durum öyküleri yazan Abasıyanık, kalemini gördüklerinden ilhamla oynatmıştır. Büyük hikâyelerin, meselelerin peşine düşmemiş, gündelik hayatın anlarından kendisine sahneler tasarlamıştır. Onun için öyküleri okura sıcaklık hissi verir. Uzun zaman sonra eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi heyecanlandırır. İşte Sait Faik’in 8 kitabından 8 alıntı paylaşarak biz de onun sıcaklığından istifade etmek istedik.

Kayıp Aranıyor: “Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denilen şey kafasını kaldırır: “Durun bakalım,” der, “biz de varız.” Onun, insanlığın terazisi içinde teker teker tartılan kıymetler ancak kötülüğün silahlarını düşmanca değil dostça, elinden alır. Ancak böylece iyiler ve iyilik dünya yüzünde manasını bulur, masallardaki gibi yüz yıllarda muammer* olur. Yoksa…”

Son Kuşlar: “Ah, bu insan yüzleri! Her şeyimizi bağladığımız, durmadan yanıldığımız, istediğimiz kadar bol hasletler, adilikler, iyilikler, kötülükler, delilikler, akıllılıklar, sevdalar yüklediğimiz insan yüzleri! Yanılsak da zararı yok! Bu yüze olmazsa ötekisine yükleriz saydıklarımızı.”

Alemdağ’da Var Bir Yılan: “Güldü. ‘Kuş bana anlattı,’ dedi. Ferahlayıverdim. Kuş anlattıysa herhalde iyi şeyler anlatmıştır. Kuşlar kötü şey anlatır mı?”

Mahalle Kahvesi: “Kitaplar, bir zamanlar bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler.”

Semaver: “Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.”

Lüzumsuz Adam: “Severim toprağı. Bu sessiz, mütevazı, sakin deli şeyi” dedi. “Hayat bundadır işte. Biz canlı mıyız bunun yanında? Onun için bundan yapıldık, derler.”

Medarı Maişet Motoru: “Eskiden bu iki insana bakar, nasıl oluyor da derdim, hatları birbirine bu kadar benzeyen iki insanın birisi bana, o ılık dünyayı verdiği halde öteki soğuk, çirkin, fakat hakiki dünyayı versin. O zaman hayal meyal hissetmiştim ki, yüzle ahlâk arasında herhalde müthiş bir münasebet vardır. Güzel olan muhakkak güzel ahlaklıdır demeyeceğim. Sonra fena ruhlu güzel yüzün de, insanı perişan eden, mahveden sihrini de inkâr etmeyeceğim.”

Havada Bulut: “İstanbul’da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım: İşte 1942 senesinin 21 Haziran’ının gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık, beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği.”

Close