Burası bir kitap ve bu kitap Ferit Edgü’nün Hakkâri’de Bir Mevsim romanı. Çünkü yabancılaşmak ve anlam aramak hemen herkesin en az bir kez yaşadığı bir deneyimdir.
Tıpkı sürgün gibi uzak bir dağ köyüne atanan bir öğretmenin hikâyesidir roman. Romanda öğretmen, isimsizdir. İsimsizdir çünkü o bir yanıyla herkestir.
Öğretmen, köyde bir kış geçirir. Dağ köyünde kış ayrı zordur. Ulaşım yoktur, yoklukla çepeçevre kuşatılmış bir köydür. Üstelik köylülerle öğretmenin dili de farklıdır, öğretmen dillerini anlayamaz. Kültürleri, gelenekleri, yaşam biçimleri farklıdır. Açlık, hastalık ve ölüm köyün doğal parçasıdır, öğretmenin ise alışması, uyum sağlaması gerekmektedir.
Zamanla öğretmen ders veren değil, bilakis öğrenmeye çalışan biri konumuna geçer. Dil, kültür, yaşam tarzı farklı olsa da insan olma yönü birdir, duygular, hisler aynıdır. İletişim duygularla kurulur.
Öğretmen bu dağ köyünde yalnızdır, yalnızlıkla da cebelleşmektedir fakat esasında bu dağ köyü de memleket içinde yalnızdır, kimselerin ulaşamadığı, gelemediği, gidemediği bir yerdir. Öğretmen mevsim bittiğinde köyden ayrılır ama geçirdiği deneyimler onu farklı biri kılar.
Öğretmenin iç düşünceleri ile köyün yaşamı, insanlar birbirine karışır. Sonunda berraklaşan görüntü, öğretmenin iç dünyasının şeklini de gösterir. Öğretmen köye ilk geldiğinde karmaşık bir zihne sahiptir, bakışı belirsizdir ama ayrılırken her şey nettir, öğretmeye gelmişken öğrenen olmuştur.
“Hoca, benim kardeş hasta diyor
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor.Ölecek.
İlaç vereyim mi?
Hayır, portakal ver,
Portakal yememiştir hiç.”
