Burası bir kitap ve bu kitap Reşat Nuri Güntekin’in Damga romanı. Çünkü bir insanın bir ömür boyu damgalanması, adalet arayışı her devrin hikâyesidir.
Toplumun beklentileriyle insanın beklentileri örtüşmediğinde insanın payına ne düşecektir? Esasında insanın hayattan beklentisi sakin, güzel bir yaşam ve sevmek, sevilmektir. Ancak bu sevmenin, sevilmenin sınırlarını kim belirleyecektir?
Roman ana karakter İffet üzerinden ilerlediğinden toplumsal ahlaki değerler hafif altta kalabilir ancak okur karşısında bir panorama bulacağından sonunda kendisine geniş bir çerçeve çıkacaktır. İffet, çocuklarına ders vermek için Cemil Kerim Bey’in konağına gider ve onun karısına âşık olur. Bu aşkın sonucu ise fedakârlık, ceza, sabıka ve damgalanma olacaktır.
Doğru ile yanlış arasındaki fark nedir? Bir hususun insan için önemli olması onun doğruluğu veya yanlışlığı konusunda ne kadar rol oynar? Aşk güzeldir ama hangi sınırlarla? Ve her hatanın bir bedelinin olması, insanı mağdur mu kılar yoksa mahkûm mu?
Eylemlerimiz çoğu zaman anlık itkiden, haz veya korku çağrısından, nefsanî veya akli çekimlerden meydana gelir. Fakat her eylemin önünde belli setler vardır; toplumun, geleneğin, yasaların, dinin koyduğu sınırlar. Bu sınırlar aşıldığında ise geri dönüş çoğu zaman bir bedelle, cezayla olmaktadır. Eylemle bedeli kıyasladığımızda bazen bedelin çok daha yüksek olduğu çıkabilir karşımıza, belki anlık bir eylemin ömür boyu sürecek bir bedeli olabilir.
Damga sadece son cümlesi nedeniyle bile okunmayı hak eden bir kitap:
“Hayatımı bir vehme kurban etmiştim.”
