Taçar, edebiyatın niçin gönülle yapılan bir amel olması gerektiğini anlattı.
Yasin Taçar:
Sinemanın, dizi dünyasının, sosyal medyanın, internet mecralarının yayılması, gelişmesi, endüstriyel ilerlemeler edebiyata olumsuz anlamla hiçbir etki etmedi. İnsanlar halen tuğla gibi romanları da alıyor, okuyor. Çünkü edebiyatın gücü kendine çok özel bir güç ve her okurla bu gücü paylaşma şekli de oldukça öznel. Okur, edebiyatla hemhal olurken yazar okura da pay bırakır, o okuduklarını kendisi canlandırır gözünde, sahneyi tasvir eden yazardır ama sahneyi kuran ve yöneten aynı zamanda okurdur da.
O nedenle yazı insanda derin etkiler bırakır. Her kurmaca yazarı yazdıklarıyla –sayısı az ya da çok fark etmez- okurların kalbinde, zihninde derin izler bırakmaktadır. Borges’in bir hikâyesinde karakter, çölde avucuna kum doldurur, sonra kumları savurur ve “çölü değiştirdim” der. Edebiyat da böyledir, zahiren hiçbir okurda değişiklik görülmez belki ama her okuduğu değiştirir onu ve yazarın bu değişimde katkısı büyüktür. O nedenle yazar, yazının ona yüklediği vebali, sorumluluğu bir an bile aklından çıkarmamalıdır. Bir gün, hesap günü, kişinin karşısına yazdıkları ve yazdıkları sonucunda oluşturduğu etkiler de çıkacak.
Şeyh Alavi bir sözünde “Söz kalpten çıkarsa kalplere, nefisten çıkarsa nefislere” ulaşır diyor. Edebiyat niye gönülle yapılmalı? Gönüllere dokunsun, ulaşsın diye. Gönülden çıksın diye. Hesapsız, menfaatsiz, niyetlerin bulanmadığı, vebalin korkutmadığı bir düzlemde gerçekleşebilir bu da ancak. Çünkü, çünkü, çünkü kubbede baki kalan o hoş seda gönülden çıkıp da gönle ulaşabilen seda olmalı.
