seni uykunun en güzel yerinde uyandırırlar halkım
bankalara faiz olman lazımdır, partilere dindar,
şımartılmaktan korkulan bir sevinç.
artık bana
geçmeyen her şeye kader denir
diye susmak yakışır
güneşten ve yağmurdan başka kimse bağışlamaz seni
koparılmayı bilmeyen bir güle uzun bir taziye olursun
nasıl yaşaman gerektiğine karar verirler
ya bir maden ocağında
ya bir devrim gösterisinde ya da şemdinli’de
ufak kazançların vardır senin;
bak buna hiç düşünmeden izin verirler
eline geçmeyen bir soygunda dürüst bir çığırtkan yaparlar seni
sloganların, meydanda çekilen nutukların ve kütüklerin
adı en çok anılan ama hiçe sayılan kusurusun, üzgünüm
önce biraz ağlatırlar seni,
sonra alışırsın eve yorgun dönmeye
cebine yazdan kalma bir telaş sıkıştırırlar,
kışın vakit dar olur
göğsünde bir sevmek;
anlatsan kimse dinlemez seni, demesen kanser
sana ara-sıra roman okuturlar, parlatıp işe yaramaz birkaç ümidi
başına toplananlar bir meraktır, başına gelmeyen ise bir kurşun
yüzünde feri kaybolmuş memurların mesaisi bitmez halkım
birini katil yapar çalışmak,
birini cerrah, birini ev sahibi krediyle
o yıllar ki çizgilerden bir alın, kırışıklardan bir gözaltı onlara
bana bakma sen
canına kıyan bir şehir gibi odama çekildim
resminin bakmadığım yerlerinden bana ateş ediyorlar
yaşadıkça bunaltan, yaşadıkça fışkıran bir budanmadır bizimki
benim mucizeleri savunacak takatim kalmadı halkım
yürüdüğün yollara inan, en çok toprağa, kiraz ağaçlarına
ateşkes başlayınca pirinç ayıklayan haydutlara
şarkımı elbette sana söylemeyeceğim
sizin çiçek bıraktığınız yerde ben ölmüştüm
nasıl ki her acı anlatılarak açıklanmaz ve
herkesin yok olduğu bir depremde
sağ çıkan dernek rozetleri kadar
gülünçtür şairler
benimse artık sadece
nazik bir rüzgara ihtiyacım var
