Hafif sesler
Ölümünden üç gün önceydi. Hatmi çiçeğiyle başını yıkadın. Saçını at kuyruğu yaptın. Şehir gibiydi bedenin. Günahımdan sorumlu tutmuyor gibi davranmıştın. Gıslaved çizmemi, yün çorabımı ayağıma geçirdim, kırmızı benekli eldivenlerimi taktım, mezarlığı geçerek kardelen aramağa başladım. Yorgun bir yürek gibi çarpan şehrin sokaklarından sıyrıldım. Yarpuztepe’ye kavuşan yokuşta Çiğdem’le Taha’yı gördüm. Yaprağını döken bir hıdırellez gününde de böyle olmuştu. Çiğdem parmakuçların kanamış dedi. Taha güldü, kına yakmış dedi. Bir demet kar çiçeği yaptım. Ansızın karardı ortalık nasıl oldu anlayamadık. Korka korka döndüm. Sert bakışlara çarpacağımı biliyordum. Cümle kapısından girdiğimde pencereden hışımla bakıyordun. Kalbim küt küt atıyordu. Kaynak makinesinin çubuğundan çıkan kıvılcımlar gibi kızgınlık saçtın. Büyükannem bayılmıştı. Kendi ölüm çevremde beni rahat bırakın, diye bağırdı. Çiçeği elimde sımsıkı tutuyordum. Yüzümde şaklayan tokat, gözümde çakan ışık…taş gibi katılaşmış, fırınlı sobanın yanında tortop olmuştum. Omzum sızlıyor, göğsüm hırlıyordu. Durup durup beni toprağa sokmadan rahat etmeyeceksin kahrolası, hangi cehennemdesin bu vakte kadar, diye bağırdın. Arka odaya gidip ezik çiçekleri topladım, getirip uzattım. Bu hazin kışta çiçek de nereden çıktı dedin, dedin. Dudaklarım titriyordu. Uzanıp elini öptüm. Anneler günü, dedim. Arka odaya koştum. Yüzüstü yatağa bıraktım kendimi. Sarsıla sarsıla ağladım.
Yerin kulağı
İnce bir yağmur gibi yan gözle izlendiğim rüyada karanlık yeryüzeyine indi, yalnızlık kırbacıyla bedenimi taşladı. Ateşe giden kelebek gibi yalana koştum; gözetleme kulesinden, taşların hedefini bularak bedenimi ağır ağır çürütüşünü seyrettim. Yüzümdeki ışık bugün yoktu. Siyahlığımdan ötürü korktuğum maddenin gözü körleşiyordu. Allah’ı sınar gibi kendi kendime alaycı bir eda ile, ‘çürümüş kemikleri kim diriltecek?’diye sordum. Son ümidimi suya düşürmüş olmanın açık sarhoşluğu içinde kuleye çıktım, kum denizine atıldım. Eserleri gitmiş, haberleri kalmış, uzağı ummuş az yaşamış, gözleri şeytanlara yuva olmak üzere bulanık arzularla kıvranan içsiz kabuklar gördüm. Kapı kapandı, kule, meraklarımı korkunç bir iniltiyle toprağa bulaştırdı.
Sadık Yalsızuçanlar, Hiç, Yazarken, Ocak, 2003 (Alıntıdır.)
