10:17• Sorduk Söyledi

Kadir Daniş’e Sorduk Söyledi

Yazarlıkta ustalık, daha çok yazmak mıdır; daha çok vazgeçebilmek midir?

Bence yazarlıkta ustalık, daha çok yazmakla ölçülemez. Edebiyat tarihinde çok az eser vermiş ama tek bir kitabıyla bile kalıcı olmuş pek çok yazar var. Mithat Cemal Kuntay, roman olarak yalnızca Üç İstanbul’u yazdı; Harper Lee deyinceyse aklıma sadece Bülbülü Öldürmek geliyor. Ama büyük romanlar bunlar, dolayısıyla yazarları da büyük yazarlar. O yüzden bir yazarın ustalığını eserlerinin sayısıyla, sayfasıyla, hacmiyle ölçmek bana pek anlamlı gelmiyor. Nitekim şairimiz demiş ya: Maksûd eser ise mısra-ı berceste kâfidir / Aceb hayretdeyim ben sedd-i Sikender husûsunda.

Öte yandan çok yazmak da yazılanların niteliksiz olduğu anlamına gelmez. Bir yazar hem çok hem de iyi yazabilir. İnsanın mizacından hayat şartlarına, pek çok etmen sözkonusudur burada.

Bununla birlikte, yazarlıkta gerçek ustalığın kendini en açık biçimde gösterdiği yerlerden birinin vazgeçebilmek olduğunu düşünüyorum. Yazdığımız her cümle bize güzel görünebilir; her paragrafımızda bir emek, her sayfamızda kendimizden bir parça vardır. İnsan kendi emeğine kıymet vermeye, onu korumaya meyillidir. “Evladım gibi” tabiri yazarlardan çok işitilir. Fakat yalnızca acemi yazarlar yazdıkları her şeyi muhafaza etmek, her cümlelerini yayımlamak isterler. Usta yazar ise kendi metni karşısında da acımasız olabilir. Gerektiğinde bir cümleden vazgeçer, bir bölümü kısaltır, hatta yüzlerce sayfayı bir hamlede siler.

Çünkü ustalık böyledir yani. Yazdığın her kelime evladın değildir, hayır. Bilakis ordusunu denetleyen bir hükümdar hassasiyetiyle, her neferle tek tek ilgilenmelisin. Yayımladığın her kelime, yayımlanmayı hak etmeli. Metnin fazlalıkları da bir eksiktir. Bazen bir romanı büyüten, ona eklenen sayfalar değil, çıkarılan sayfalardır. Bazen metnin asıl sesine ulaşabilmek için insanın kendi yazdıklarının önemli bir kısmından vazgeçmesi gerekir.

Ben bunu kendi yazarlık tecrübemde de yaşadım. Birkaç Ölüm Sonra adlı romanımın ilk hâlini, Beyhudedir Beyhude adıyla yazmaya başlamıştım. Romanın daha yarısı üç yüz sayfayı bulmuştu. Fakat bir noktada aynı romanı çok daha farklı ve çok daha iyi bir sesle, çok daha kısa yazabileceğimi fark ettim. Bunun üzerine o üç yüz sayfayı çöpe attım ve romana yeniden başladım. Bugün geriye dönüp baktığımda, o kararın yalnızca romanın değil, benim yazarlığımın da dönüm noktalarından biri olduğunu açıkça görüyorum. O üç yüz sayfadan vazgeçebilmiş olmam, çok güzel şeyler imliyor bana.

↑
Close