09:52• Yazı

Mehmet Ali Tek- Evladiyelik Zihnin İnşası

İnsan belirli aralıklarda görme ve işitme özelliklerine sahip. Bu sahip olduğu özellik onu sınırlandıran bir özellik gibi görünse de hakikatte bir anlam inşası için verilmiş kesbiliği içerir. Evladiyelik bir zihnin inşası ruha, kalbe ve bedene yöneliktir. 

İlişkilerimizin sıhhatinin sınırını kendi adımlarımızda bulmaya çalışmalıyız. Tırmanacağımız merdivenler kendimize doğru başlar. Var Olmak eserinde, Nurettin Topçu bu minvalde şöyle der ; “Biliyorsun ki göz de gönül de birer merdiven. Tırmanacağın yer, hem senden çok uzak hem de sendedir.”

Kuş bakışı, gözün görme eylemi için kullanılsa da daha çok ‘zihnin kuş bakışı’ eylemine ihtiyacımız var. Yanlış tercüme edilen bir kadim-i kelam’ı burada şöyle kullanabiliriz. “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır.” / “Her hayır ‘görülen’de bir şer, her şer ‘görülen’de bir hayır vardır.” İlk haliyle kullanılan bu kelam bize bir ‘netice’ reçetesi sunar. Ve kabullenmemiz gerektiğini salık verir. Ama ikinci haliyle kullanılan kelam, bir neticenin değil bir sürecin içinde olduğumuzu, futbol terminolojisiyle ifade edersek maçın bitmediğini ve uzatmalarda çevirebileceğimizi salık verir. Bu da çabanın, eylemin önemini doğurur. Dua hayata dair en büyük etkenlerden biri olarak neticeye değil, sürece yöneliktir. Sürecin bitmediğinin ve ‘negatif görülen an’ın değişebileceğini gösteren bizi ayakta tutan o büyük öğreti.

Negatif psikoloji hayatımızın her anını kuşatmış durumda. Negatif konuşmaların çokluğu, bireyin ve toplumun çürümesi anlamlarını taşır. Son iki yılda “çürüme” ve “beyin çürümesi” yılın kelimeleri ilan edildi. Bu kelimenin etrafında bir toplum, bir insanlık çöküşü ile karşı karşıyayız. Her ne kadar burada bir kayıtsızlık olgusu ön plana çıksa da bu kayıtsızlığın ana nedenlerinden biri, bakış açımızın bozukluğundan ve buradan hareketle hayatımızın bir çok alanını kapsayan muhataplar arası kurulan negatif ilişkilerden kaynaklanmaktadır.

Yaşamanın ölmekten daha çetin olduğu bir çağda insan olgunlaşmanın zorluğuna talip olmalı. Bütün ilişkilerimizi bu zemin üzerine yeniden tanımlamalıyız. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar eserinde bize bunun önemini ortaya koyar ; “Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.” 

Olmak, olgunlaşmak evresini içinde barındırır. Olgunlaşmak bir tamamlanmamışlık, eksiklik, bir olmamışlık aşamalarıyla mündemiçtir. İnsan ilişkilerinde en büyük iletişim sorunlarından biri muhatabımızın olmamış taraflarını merkeze almamız. Bu iletişimdeki arazlık pozisyonunu değiştirmemiz mümkün. Muhatabımızın ‘olmuş’ taraflarını görmeye gayret etmek. İnsanların olmuş bir tarafından yakalayıp onlarla muhabbeti bu açıdan kurarsak, olmamış tarafı da zamanla olmaya başlar. Bu bakış açısı, eğitim çalışmalarındaki inşa ilkelerinden biri olarak yerini almalı. Çünkü bütün ilişkiler insanın beşer özelliğinden hareketle tamirlik (hasarlı) ilişkilerdir. Tamirlik ilişkilere yaklaşımımız insanlara olmuş tarafından yaklaşmakla gerçekleşir ve olmamış taraflar bir tedricî yöntemle onarılmaya, iyileşmeye başlar.

Düşüncelerimizin inşasıyla ilişkilerimizin inşası başlar. Yeraltından Notlar eserinde Fyodor Dostoyevski bize ‘düşüncelerden doğma’nın öneminden  bahsederken evladiyelik zihnin inşasını özetler adeta. Ve şöyle der Dostoyevski ; “İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız.

Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde ‘düşüncelerden doğmanın’ yolunu bulacağız.”

Zihnin bakış açısı kalbin, ruhun ve bedenin bakışına dönüşebilir. Bu aynı zamanda bir evladiyelik ilkesidir. Bu ilkeyi içselleştirdiğimiz ölçüde bir düşünüş biçimi olarak miras bırakılabilir. Bardağın dolu tarafını bularak, oradan bakabilmek eylemi, her şeyi değiştirmeye başlar hayatımızda.

Zihnin inşasına dair insanın varlık sahasına çıkışı var olma mücadelesini kabullenmekle ortaya çıkar. Bakışın düzelmesiyle ilişkiler evini bulacaktır. Böylece yatay ilişkilerin düzelmesiyle, dikey ilişkimizin zamanla düzeleceğine şahit oluruz. Şemseddin Sivâsî’nin her şeyi özetleyen şu muhteşem beytiyle bağlayalım: 

“Sür çıkar ağyârı dilden, tâ tecelli ede Hakk

Padişah konmaz saraya, hâne mamur olmadan.”

↑
Close